remove

Uzay Yarışları

Cem Odaman

İş Geliştirmeden Sorumlu Başkan, CBDO

İlk uzay yarışı, ABD ile Sovyetler Birliği arasında ulusal prestij ve askeri avantaj için yapılan bir yarışmaydı. Sovyetler Birliği’nin 1957 yılında ilk uyduyu ve 1961 yılında ilk insanı uzaya göndermesiyle başlayan ve ABD’nin 1969 yılında ilk insanı Ay’a indirmesiyle nihayete eren uzay yarışı, bir anlamda kapitalizmin komünizme karşı verdiği bir savaştı. Bugün ise “Yeni Uzay Yarışı” olarak tabir edilen uzay araştırmaları ve çalışmaları, 1960’lardaki ABD ve Sovyetler Birliği uzay yarışından çok daha ileri bir seviyeye ulaştı.

Elbette jeopolitik dinamik bugün çok farklı; Şimdilerde ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), özel şirketlere uzay görevleri veriyor ve özellikle Çin, Hindistan ve Japonya gibi diğer ülkeler uzay yarışına katılıyorlar. Yeni teknolojiler fırlatma araçları ve uyduların yeteneklerini arttırırken, maliyetlerini de düşürmekte. Bu durum sadece gelişmiş ülkelerin değil, gelişmekte olan ülkelerin de ekonomilerini zorlamadan yeni bir sektöre giriş yapabilmelerine imkân veriyor. Bugün ülkelerin uzay araştırmalarına duyduğu ilgi daha çok ekonomik fırsatlara odaklanıyor; yer gözlemleri sayesinde doğal kaynakların izlenmesi, tarım ve madenciliğin daha verimli yapılması, atmosferik ve çevresel olayların önceden tahmin edilerek olası afetlerdeki kayıpların en aza indirilmesi bu fırsatlara örnek olarak verilebilir. Bunların bir adım daha ilerisinde ise Ay, Mars veya yakındaki asteroitlerden nadir elementler çıkarma olasılığı gibi uzay keşiflerinin sağlayabileceği ekonomik fırsatlar birçok ülke için umut verici hedefler olmaya devam ediyor.

Uzay ekonomisinin potansiyel fırsatları çok sayıda ülkeyi ulusal uzay programlarını geliştirmeye motive etmekte. Son 10 yılda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 13 ülkede uzay ajansı kuruldu. Uzay Ajansları fırlatma sektöründen, yeryüzü gözlem ve iletişim uydularına ve derin uzay çalışmalarına kadar pek çok farklı alanda faaliyet gösterebiliyorlar. Ülkemizdeki uzay çalışmalarını koordine edecek kurum olan Türkiye Uzay Ajansı’nın kurulması ve milli uzay programı geliştirme çalışmalarına başlaması, büyük önem taşıyor. Uzay alanında sanayi kümelenmesi ile entegre çalışmalar yürütülerek, yerli ve yabancı yatırımcılara ev sahipliği yapacak bir “uzay teknoloji geliştirme bölgesi” kurulacak olması ve uzay alanında etkin ve yetkin insan kaynağı geliştirilmesinin planlanması ülkemiz adına çok önemli. Ülke olarak son yıllarda pek çok endüstri kolunda yerli ve milli ürün algısını yerleştirmeyi başardık.

Uzay alanında da yerli ve millilik konusunda aynı kararlılığı gösteriyoruz. Yurt dışından yapılan satın almaların kademeli olarak azaldığını ve yerlilik oranının arttığını görüyoruz. Buna bağlı olarak yerli sanayimizin teknoloji hazırlık seviyeleri de artıyor. Uydu Sistemleri Test ve Entegrasyon Merkezi’nin faaliyete geçmesi ile ülke olarak önemli bir kabiliyete ulaştık. Dünyada az sayıdaki ülkede bulunan bu atmosferik ve çevresel olayların önceden tahmin edilerek olası afetlerdeki kayıpların en aza indirilmesi bu fırsatlara örnek olarak verilebilir. Bunların bir adım daha ilerisinde ise Ay, Mars veya yakındaki asteroitlerden nadir elementler çıkarma olasılığı gibi uzay keşiflerinin sağlayabileceği ekonomik fırsatlar birçok ülke için umut verici hedefler olmaya devam ediyor. Uzay ekonomisinin potansiyel fırsatları çok sayıda ülkeyi ulusal uzay programlarını geliştirmeye motive etmekte. Son 10 yılda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 13 ülkede uzay ajansı kuruldu. Uzay Ajansları fırlatma sektöründen, yeryüzü gözlem ve iletişim uydularına ve derin uzay çalışmalarına kadar pek çok farklı alanda faaliyet gösterebiliyorlar. Ülkemizdeki uzay çalışmalarını koordine edecek kurum olan Türkiye Uzay Ajansı’nın kurulması ve milli uzay programı geliştirme çalışmalarına başlaması, büyük önem taşıyor. Uzay alanında sanayi kümelenmesi ile entegre çalışmalar yürütülerek, yerli ve yabancı yatırımcılara

ev sahipliği yapacak bir “uzay teknoloji geliştirme bölgesi” kurulacak olması ve uzay alanında etkin ve yetkin insan kaynağı geliştirilmesinin planlanması ülkemiz adına çok önemli. Ülke olarak son yıllarda pek çok endüstri kolunda yerli ve milli ürün algısını yerleştirmeyi başardık. Uzay alanında da yerli ve millilik konusunda aynı kararlılığı gösteriyoruz. Yurt dışından yapılan satın almaların kademeli olarak azaldığını ve yerlilik oranının arttığını görüyoruz. Buna bağlı olarak yerli sanayimizin teknoloji hazırlık seviyeleri de artıyor. Uydu Sistemleri Test ve Entegrasyon Merkezi’nin faaliyete geçmesi ile ülke olarak önemli bir kabiliyete ulaştık. Dünyada az sayıdaki ülkede bulunan bu ülkeler arasında rastladığımız sayısal uçurumun azaltılmasının önündeki en büyük engel, karasal ağların ilk yatırım maliyetinin çok yüksek oluşudur. SpaceX (Starlink), Amazon (Project Kuiper), Oneweb, Telesat (Lightspeed) gibi firmaların isimleri, uydu hizmetleri alanında yatırımlarıyla sıkça gündeme gelmekte. Bunların ortak özellikleri ise çok sayıda küçük uyduyla dünyayı bir battaniye gibi kuşatarak, yeryüzünün her noktasına düşük maliyetli veri bağlantısı ve Internet erişimi hizmetini sunmayı amaçlamış olması.

Özellikle 2019 yılından itibaren küçük uydulardan yüzlercesi alçak irtifa yörüngesine yerleştirilmeye başlanmıştır. Literatürde mega takım uydular (Mega Constellation) şeklinde tanımlanan bu yöntem, yeni bir uzay mimarisine yol açıyor. Uzay kesimindeki tüm bu gelişmelere paralel olarak yer kesiminde bulunan uydu yer istasyonu ve son kullanıcı terminali teknolojilerinde eş değer gelişmelerin sağlanması gerekmekte. Alçak irtifa uydularının, yer senkron uyduları gibi yerdeki bir noktaya göre sabit durmadıkları için, hareketli anten sistemleri ile takip edilmesi gerekiyor. Gözlem uydularının uzaydan topladığı veriyi mutlaka bir uydu yer istasyonuna indirmesi gerektiği gibi, geniş bant Internet hizmeti verecek olan mega takım uydularının da aynı şekilde farklı bölgelerde birden fazla uydu yer istasyonu (gateway) ile iletişim içerisinde bulunması gerekiyor. Profen olarak bu alanda küresel pazarda ciddi bir eksikliğin olduğunu görerek Ar-Ge faaliyetlerimiz arasına farklı çaplarda karbon fiber reflektöre sahip, hassas uydu takibi yapabilen hareketli anten sistemi geliştirme projelerini ekledik. İki eksen (X ve Y) için hareket sınırları ±90 derece olan hareket sistemi ile 4 m çapa kadar karbon fiber reflektör antenlerin geliştirilmesi üzerinde ciddi yol kat ettik. Bu proje dahilinde yörüngede kalabilmek için Newton yasaları doğrultusunda hareket eden uyduların takibini 0,1 derece hassasiyetle yapabilen anten kontrol biriminin geliştirilmesi de bulunuyor. Böylece sivil ve askeri platformlarda Ka-band olarak hizmet veren uydu servisleri için X-Y kaide tipi anten hareket sistemine sahip uydu yer istasyonunu üretiyor ve pazara sunabiliyor olacağız.

Yine, endüstrinin C’den Ku’ya ve Ku’dan Ka’ya geçtiğini gördük. Ka-band’a geçişin, mevcut bant genişliği talebi üzerindeki baskıyı hafifletmesi bekleniyor. Gelecekte yüksek veri akış hızı gerektiren uygulamalara yönelik artan talebi desteklemeye yardımcı olabilecek diğer bantlarda yatan potansiyeli değerlendirme zamanı geldi. Uydu operatörleri Mbps/MHz verimliliğini artırmak için çok yüksek frekansları kullanmayı planlıyor. Çalışmalar neticesinde, yer istasyonları ve uydular arasındaki bağlantıların Ka-band yerine daha yüksek frekansları kapsayan Q/V bandına alınması ile Ka-band kullanıcılarının daha fazla bant genişliğine sahip olması ve yer istasyon sayılarının düşürülmesi amaçlanmakta. Tüm bu gelişmelerin bit başına düşen maliyeti azaltacağı öngörülüyor. Başlangıçta yer senkron (GEO) uydu yer istasyonları için yapılan çalışmalar, daha sonra alçak ve orta irtifa (LEO ve MEO) uydular için de gerçekleştirilebilir hale gelecektir. Biz de Profen olarak uydu yer istasyonlarına ilişkin ayrı bir Ar-Ge projesini daha hayata geçirdik ve 10M çapında Q/V band’ta iletişim sağlayabilecek anten sisteminin tasarım çalışmalarına başladık. Ar-Ge faaliyetlerimizi on yılı aşkın bir süredir aralıksız sürdürüyoruz. 2009 yılında küçük bir ekiple başlayan Ar-Ge yolculuğumuz, bugün Famas Plazada yer alan Ar-Ge Merkezimizde yetmişin üzerinde araştırmacı personel ile devam etmekte. Bu alandaki çalışmalarımızla uydu-uzay ekosisteminin bir parçası olmaya ve yerli imkanlarla ürettiğimiz anten sistemleri ile küresel pazarda sayılı oyuncular arasına girmeyi hedefliyoruz.